İçeriğe atla
Notlar/İş kurmak

Kurucu her kararı veriyorsa şirket büyümüyor.

Bir işletmenin gerçek sınırı çoğu zaman müşteri sayısı değildir. Talep de değildir, bütçe de değildir. Sınır, bütün kararların tek bir kafada birikmesidir. O kafa yorulduğunda şirket de yavaşlar — ve kimse sebebini anlamaz.

Bir işletmeye girdiğimde ilk baktığım şeylerden biri şu: patron günde kaç kere "bana sor" cümlesini kuruyor. Fiyat sorusu ona geliyor. İndirim onayı ona geliyor. Hangi ürünün fotoğrafının çekileceği ona geliyor. Bir müşteri kızdıysa telefonu o alıyor.

Bunların hiçbiri yanlış değil. Hepsi de tek tek makul. Sorun şu: bunların toplamı bir insanın günü kadar. Ve bir insanın günü büyümüyor.

Şirket neden tam da işler iyi giderken tıkanır

Garip bir şey görüyorum. İşletmeler çoğu zaman kötü gittikleri için değil, iyi gittikleri için tıkanıyor.

Sebebi basit. Müşteri sayısı iki katına çıktığında, verilmesi gereken karar sayısı da iki katına çıkıyor. Ama karar veren kişi hâlâ bir tane. O kişi artık gecelere kalıyor, hafta sonu çalışıyor, telefonu yanından ayırmıyor. Dışarıdan bakınca "iş büyüyor" görünüyor. İçeriden bakınca bir insan tükeniyor.

Sonrasını tahmin edebilirsin: kararlar gecikmeye başlıyor. Müşteri bekliyor. Ekip bekliyor. Reklam bekliyor. Ve o gecikmenin faturası büyümeye kesiliyor.

Kurucu darboğaz olduğunda, şirket kurucunun hızıyla değil, kurucunun yorgunluğuyla büyür.

"Devret" demek kolay, yapmak zor — çünkü sebebi yanlış anlaşılıyor

Herkes "devret" diyor. Ama devretmenin neden zor olduğunu kimse konuşmuyor.

Devretmek zor değil çünkü kurucu kontrolcü. Devretmek zor çünkü kararın nasıl verildiği hiçbir yerde yazmıyor. Kurucunun kafasında bir mantık var: "şu müşteriye şu durumda şu kadar indirim yaparım, ama şu şartta yapmam." Bu mantık on yılda oturmuş, ama hiç yazıya dökülmemiş.

Yazılı olmayan bir mantığı devredemezsin. Sadece işi devredersin — ve karar yanlış çıkınca "ben demiştim, benden başkası yapamıyor" dersin. Halbuki devredilen şey iş değil, kararın kendisi olmalıydı.

Karar defteri

Bunun için kullandığım en basit araç bir defter. Adı önemli değil, dosya da olur, tablo da olur. Önemli olan şu: her tekrar eden karar, verildiği anda yazılır.

Üç sütun yeter:

  1. Durum. Ne oldu? "Müşteri iki ürün alıp indirim istedi."
  2. Karar. Ne yaptım? "Yüzde beş verdim, kargoyu almadım."
  3. Sebep. Neden? "İki üründe kâr marjı buna izin veriyor, kargoyu vermek marjı sıfırlıyor."

Üçüncü sütun en önemlisi ve en çok atlanan yer. Sebep yazılmadığında defter bir liste olur; sebep yazıldığında bir mantık olur. Mantık öğretilebilir, liste öğretilemez.

Pratik ölçü

İki hafta boyunca sadece tekrar eden kararları yaz. İki hafta sonra defteri açtığında büyük ihtimalle şunu göreceksin: kararların çoğu aslında beş altı kalıbın tekrarı. Beş altı kalıp öğretilebilir bir şeydir. "Bende kalması gereken sezgi" değildir.

Sonra sınırı çiz

Defter birikince ikinci adım gelir: sınır çizmek. Yani "bu aralıkta karar senin, bu aralığın dışına çıkınca bana sor" demek.

Örneğin: yüzde ona kadar indirim ekibin kararı, üstü senin. Şu tutara kadar harcama ekibin kararı, üstü senin. Şu şikâyet tipini ekip çözer, şu tipi sana gelir.

Sınır olmadığı sürece ekip her şeyi sana sorar — ve haklıdır, çünkü yanlış yapmaktan korkar. Sınır çizildiği an korku biter. İnsanlar hata yapmaktan değil, hangi hatanın affedilir olduğunu bilmemekten korkuyor.

Bir uyarı: bu bir "sistem kurdum" hikâyesi değil

Bunu bir kere yazıp bitiremezsin. Kararlar değişir, iş değişir, defter eskir. Ayda bir açıp bakmak gerekir: hangi kararlar artık geçerli değil, hangi yeni kalıp oluşmuş.

Ve şunu da söyleyeyim — her karar devredilmez. Kimi işe alacağın, hangi işi hiç yapmayacağın, markanın nerede duracağı: bunlar kurucuda kalır. Zaten mesele bütün kararları dağıtmak değil. Mesele, küçük kararların büyük kararlara ayıracağın zamanı yemesini durdurmak.

Kurucunun işi karar vermek değil. Kurucunun işi, doğru kararın kendisi olmadan da verilebileceği bir yer kurmak.

Nasıl anlarsın darboğazın sen olduğunu

Üç soru:

  • Bir hafta hiç telefona bakmasan iş ne kadar sürede durur? Cevap "iki gün" ise darboğaz sensin.
  • Ekibinden biri sana bir soru sorduğunda, cevabı çoğu zaman aynı mı oluyor? Aynıysa o cevap yazılmalıydı, sorulmamalıydı.
  • Son bir ayda kaç tane yeni karar verdin? Hepsi tanıdıksa, sen karar vermiyorsun; sadece aynı kararı tekrar tekrar okuyorsun.

Üçüne de "evet" diyorsan kötü bir yönetici değilsin. Sadece kafandaki bilgiyi henüz dışarı çıkarmamışsın. İyi haber: bu, birkaç haftalık bir iş. Kötü haber: bu birkaç haftayı ayırmak için kendine izin vermen gerekiyor, ve o izni kimse senin yerine vermeyecek.

Kaan Efe DemirSihir yok, sadece insan ve veri
Bunu konuşalım